Müzik, insanlık tarihinin en eski ve evrensel sanat dallarından biridir. İnsanlar, binlerce yıl önce doğanın seslerini ve ritimlerini düzenleyerek, müziği bir iletişim aracı ve şifa kaynağı olarak kullanmaya başlamıştır. Son..
Müzik, insanlık tarihinin en eski ve evrensel sanat dallarından biridir. İnsanlar, binlerce yıl önce doğanın seslerini ve ritimlerini düzenleyerek, müziği bir iletişim aracı ve şifa kaynağı olarak kullanmaya başlamıştır.
Son yıllarda müzikle tedaviye ilgi artıp bu konuda birçok araştırmalar yapılırken, Osmanlı devleti, yarım asır öncesinden kadim bilgi ve birikimleriyle gönül yorgunlarını musiki ve suyla tedavi ederek bu medeniyeti çoktan getirmiş sayılıyor.
Batı’da Delirenler Tedavi edilmeden yakılıyordu
Batı’da ‘İçinde şeytan var’ denilerek yakılan akıl hastaları, Osmanlı döneminde bambaşka bir muamele görmüş. Öyle ki musiki ve doğa sesleriyle bu hastalıklar şifa bulmuş.
Su, vücudumuzdaki ses ve titreşimler için bir iletken vazifesindedir. Japon bilim adamı Prof. Dr. Masaru Emoto “Su, cansız bir madde değil; canlı ve duyguları algılayan kristallerden oluşur. Su, çevresinden pozitif ve negatif bilgileri alır ve ona göre tepki verir.” der.
Su hafızasının ve bilgi taşıyıcı özelliğinin yanında kâinatın dilini ve gerçek sevgi titreşimini de yansıtır. Aynı zamanda müzik ise seslerinin kalp atışı ve kan basıncı üzerinde de etkili olduğu, düşük müziğin daha düşük bir kalp atışı daha az gerilim ve stres yaratığı yapılan araştırmalarla ortaya çıktı.
Günümüzde araştırmalarla kanıtlanan bu bilgileri Osmanlı kadim bilgi ve biriminde barındırıyordu. 15. yüzyılda Osmanlı, akıl hastaları müzik ve su ile tedavi ederken Avrupa’da ise onların “İçlerinde şeytan var!” denilerek yakıyordu.
Osmanlı Döneminde Musiki ve ses ile tedavi yöntemleri
Osmanlı dönemi tıp biliminde müzikle tedavi türleri de belirlenmiştir. Bunlar; aktif tedavi, pasif tedavi, baksı tedavi, çalgılarla meşguliyet, ritim ve dinlemedir.
Aktif Tedavi: Bu tedavide amaç bedeni, ruhsal ve fiziksel olarak geliştirmektir. Diğer bir adı da Anadolu yogasıdır. Aktif olarak yapılan bu hareketlere müzikte eklenerek toplu veya bireysel yapılabiliyordu.
Pasif Tedavi (İmaj Tedavi): Müzikle tedavide en çok başvurulan yöntemdir. Yere sırt üstü uzanılarak gerçekleştirilen seans sırasında zihnin, düşünce ve sıkıntı gibi etkenlerden arındırılmış olması gerekmektedir. Terapi sırasında seansa katılan kişilerden, dinlettirilecek olan su sesine yoğunlaşmaları ve kendilerini akarsuyun büyük koluna ulaşmaya çalışan küçük bir su akıntısı gibi düşünmeleri istenmektedir.

Baksı Dansı: Eski Türklerde baksı adı verilen hekimlerin, tedavi sırasında transa geçmek ve bilgi almak için kullandıkları dansa “Baksı Dansı” denilmektedir. Bu dans, dombra, kılkopuz gibi aletlerle yapılmaktadır. Stres, depresyon, halsizlik, kas ağrıları, kireçlenme ve romatizma gibi rahatsızlıklar için son derece faydalı yöntemidir. Tedaviyi başarıya ulaştıran etkenler, kan dolaşımını artması, beyine oksijen taşıyan kanalların rahatlaması, stres ve depresyonun omuzlara bindirdiği yüklerin dağılmasıdır.
Çalgılarla Meşguliyet: Motor sinir sisteminde olan bozukluklar da kullanılan bir yöntemdir. Bu tedavide, bireysel ve toplumsal şekilde çalgı çalmaları ve kendilerine olan güvenlerinin yeniden sağlanması amaçlanır.

Ritim: Bu yöntemde, hastaların kas katılığı, eklem problemleri, dengesiz davranışlar olduğunda bunların düzeltilmesi için uygulanır.
Dinleme: Hastalara uygulanan müzik dinletme yönteminde onların dikkat ve hafızlarını geliştirmesi beklenir.
Müzikal seslerin ve melodilerin fizyolojik ve psikolojik etkilerini çeşitli ruhsal bozukluklara göre ayarlayan hekimler, düzenli bir yöntem ile yapılan tedavi şekline büyük önem vermişlerdir. Osmanlılar belli ses türlerinin iyileşme ile beden ve akıl sağlığının korunmasında büyük bir gücü olduğunu artık kanıtlamışlardı. Müzik vücutta hem üretici hem düzenleyici bir güç olarak hareket etmektedir. Osmanlı bağlamında müzik terapisi şifa ve aynı zamanda rahatlatıcı terapidir. Akıl hastalarına müzik dinletilirken bir yandan da çiçek manzaraları seyrettirilirdi, Kuran okunur, kuş ve su sesleri de ayrıca dinlettiriliyordu.
Musiki’de hangi makam neye iyi geliyor?
İnsan sağlığı üzerinde müziğin etkisi görüldüğü için hem psikolojik olarak hem de müziğin tınıları sayesinde rahatlamaları ve kendilerini iyi hissettikleri ortaya çıkmıştır. Hekimbaşı, Gevrekzade Hasan Efendi ‘Emraz-ı Ruhaniyeyi Negama-ı Musukiye’ adlı eserinde hangi makamın hangi hastalığa iyi geldiğinden şöyle bahsetmektedir;
Irak Makamı: Çocuktaki menenjit hastalığına faydalıdır.
Isfahan Makamı: Zekâ, zihin açıklığı verir ve soğuk algınlığı, ateşli hastalıklardan korumaktadır.
Zirefkend Makamı: Felç ve sırt ağrısına iyi gelmektedir. Kuvvet hissi vermektedir.
Rehavi Makamı: Tüm baş ağrılarına, burun kanamalarına, ağız çarpıklığına, felç ve balgam hastalıklarına iyi gelmektedir.
Büzürk Makamı: Beyin, kulunç ağrılarına iyi gelmektedir. Kuvvetsizliği ortadan kaldırmaktadır.
Hicaz Makamı: İdrar yolu hastalıklarına iyi gelmektedir.
Buselik Makamı: Kalça, baş ağrısı ve göz hastalıklarına iyi gelmektedir.
Uşşak Makamı: Ayak ağrıları ve uykusuzluğa iyi gelmektedir.
Hüseyni Makamı: Karaciğer, kalp hastalıklarına, nöbet, gizli hummalara iyi gelmektedir.
Müzikle tedavide ayrıca belli zamanlarda bu makamların dinlenmesi önerilirdi. Musiki üstadı Safüyiddin günün belli vakitlerinde icra edilen müziğin zamanlarını şu şekilde dile getirmiştir;
Irak Makamı: İkindi vaktinde.
Isfahan Makamı: Gün batarken.
Zirefkend Makamı: Uyku vaktinde.
Rehavi Makamı: Gün doğumundan önce.
Büzürk Makamı: Yatsı vaktinde.
Hicaz Makamı: Namaz arasında.
Buselik Makamı: Akşam vaktinde.
Uşşak Makamı: Kuşluk vaktinde.
Hüseyni Makamı: Tan yerinin ağardığı zaman icra edilmektedir.
Her ne kadar günün belli vakitlerinden, belli makamlarından söz edilmişse de, ayrıca günün yirmi dört saatinin dörde bölerek, bu zamanlarda hangi makamların okunup, dinleneceği de araştırılmıştır. Ayrıca makamların hangi uluslara ne etkisi yaptığı, astrolojiyle bağlantısı da bazı hekimlerce makam ve fasılların çeşitli uluslar üzerindeki etkileri olduğunu kabul eden eski Türk hekimleri şu şekilde dile getirmiştir;
Irak Makamı: Acemlere dinletilir ve bu makam insana tat ve çeşni hissi vermektedir.
Hüseyni Makamı: Araplara verilerek, güzellik hissi veriyordu.
Uşşak Makamı: Türklere veriliyordu. Hastalara gülme hissi veriyordu.
Buselik Makamı: Rumlara veriliyordu.
Rehavi Makamı: Ağlama duygusunu ön plana çıkarıyordu.
Hicaz Makamı: Alçak gönüllülüğü ön plana çıkarıyordu.
Büzürk Makamı: Uyku hissini uyandırıyordu.
Eskiden olduğu gibi günümüzde de müziğin etkisi hala devam etmektedir. İnsan psikolojisi ve ruhu için sürekli makamlar dinlenmese bile insanlar üzüntü, keder, neşe ve mutluluk anlarında müzik dinlemektedirler.
Kaynak: Ensonhaber Haber Merkezi
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.